Benimki Bir Aşk Hikayesi…

Ömrümün çoğunu isteklerimi frenleyerek geçirmişimdir herhalde. Aman şunu yaparsam ne kadar param kalır, aman şu olur, bu olur derken standart insan ömrünün yarısını bitirdim sayılır.  Sanırım hikaye 1997’nin Mayıs sonlarında başlıyor. O akşam misafirlikteydik ve televizyonda güzel bir maç vardı. Sarı siyah formasının tam ortasında kocaman C harfi olan takımla mavi renk ağırlıklı formalı takımın Şampiyonlar Ligi final maçı vardı. O akşam Juventus klasik formasıyla çıksaydı belki gönlüm başka yerlere kayardı ama olmadı… Sarı formalı takım ilgimi çekmişti. Her ne kadar çocukluğumda mahalle maçlarında Oliver Kahn’ın formasını giyip kaleye geçtiysem de, aklımın bir köşesinde kalmış hep Borussia Dortmund. Kahn’ın hakkını yemeyelim, Münih’li olsa da döneminin en iyilerinden birisiydi. (Mahalle maçlarında kaleye geçmemin sebebi topla pek iyi oynayamadığımdan dolayı olduğu doğrudur ama kalede de fena değildim hani)

Madem seviyorum dedim; neden kendime bir iyilik yapıp ölümsüz bir anı oluşturmuyorum şu kısa hayatımda? Beni tutan neydi ki?

Yanımda birisi olup daha keyifli an geçirmek için konuyu yakın arkadaşıma da açtım ve daha cümlem bitmeden olur yanıtını aldım. Şimdi sırada maç seçmek kalmıştı. Bu ölümsüz anı, o mükemmel atmosferi, o ateşli taraftarı ve sarı duvarı hangi takımla oynarken izleyecektim? Vize süreci vs. derken en uygun maç zaten 2016-17 sezonunu harika geçiren Julian Nagelsmann’ın takımı Hoffenheim’dan başkası olamazdı herhalde. 32. hafta mücadelesiydi bu.

Hemen viagogo’ya girip uygun fiyatlı biletleri inceledim ve hemen deplasman tribünün yanında 56. bölüm en idealiydi. Biletleri satın aldım ve beklemeye koyuldum ama içim içimi kemiriyordu heyecandan. Zaten evhamlı birisiyim, zaman geçtikçe kafamda türlü saçmalıklar türettim. Ya gelmezse biletler? Ya sorun çıkarsa?

Zaman daralıyordu ama biletler hala postaya verilmemişti. Konuyu Dortmund’ta yaşayan, kulüp üyesi, hatırı sayılır takipçisi olan, iyi yürekli insan Okan abiye yazdım Twitter üzerinden. Daha önce tanışıklığımız olmamasına rağmen elinden geldiğince yardım etti sağolsun. Biletleri Türkiye adresine değil de, onun adresine gönderttim, zamandan kazandım böylece.

Okan abinin günler sonra bana bir iyi, bir de kötü haberi vardı. İyi haber biletler gelmişti, kötü haber ise biletin üzerinde “maça Borussia Dortmund atkısı, forması ile gelmeyin” yazıyordu. Ne ile gelecektik birader? Mayo mu giyelim? Smokin mi giyelim?

Okan abi durumu Borussia Dortmund kulübünü arayarak sordu ve o da ne? O seneyi bomba gibi geçiren Hoffenheim o maç için 56. blokun da biletlerini almış ve orası deplasman tribünü olmuş

Nasıl ya ? ‘^%’^&^’^/%!!!!!!

Hevesim kırılmadı değil, ama tüm bu güzel anıyı bununla düşünüp zehir edemezdim. Ne olursa olsun muazzam bir deneyim olacağı belliydi!

Arkadaşımla rotayı çizdik, önce Köln’e inip oradan araç kiralayacaktık ve Köln, Dortmund, Düsseldorf üçgeninde güzel bir 3 gün geçirecektik. Bu 3 şehirden en çok Köln’ü beğendiğimizi söyleyebilirim. Köln’de o gün renkliydi, çünkü Cuma günü Köln-Werder Bremen maçı vardı. Köln’ün iyi geçirdiği bir sezondu ve uzaklardan sürekli taraftarların tezahurat sesleri geliyordu. Kafede Köln ve Werder Bremen taraftarlarını gördüm ve aşağıdaki pozu verdiler 🙂

 

Köln’den Dortmund’a geçerken arada ne kentinin ne de takımının hiçbir zaman ilgimi çekmediği Leverkusen vardı. Oralara gitmişken en azından stadın yanından geçmemek olmazdı.

 

Akşam Dortmund’a vardık ama buraya uyumaya gelmemiştik ve şehri dolaşmaya maç gününden 1 gün önce başlamıştık bile. Gün batımında Signal Iduna Park her zamanki gibi harikaydı.

 

Maç günü erkenden kalktık ve Okan abiyle buluştuk, bildiği güzel bir kahvaltı mekanı vardı. Orada oturduk ve koyu sohbete daldık. Sonrasında da şehrin önemli yerlerini gezdirdi bizi. Hem biz ona hem de o bize yoldaşlık yapıyor gibiydi. Ne de olsa gurbet… Biletin üzerindeki yazan yazıyı konuştuk, o da benim gibi “bu duruma takılıp anı mahvetme ama sen yine de Borussia Dortmund materyalleriyle girmeyi dene belki alırlar” dedi…

 

Şehrin ve stadın bazı noktalarında asfalta aşağıdaki yıldızlardan anı olarak döşemişler. Benim denk geldiklerim ise aşağıdakilerdi.

 

 

 

Maça saatler kala sadece stadın etrafı değil şehirde her yer sarıya boyanmıştı adeta. Maçtan önce Shop’a girip alışverişin dibini gördüm. Sanırım Almanya gezimde bir tek orada 1 Euro = 4 TL yapar diye düşünmedim. (evet o zamanlar 4 TL idi)

 

 

Stadın yakınındaki parka arabamızı park ettik ve siyah tişörtümle atkımı boynuma dolayıp stada yürümeye başladık. O sıra Borussia Dortmund ile Hoffenheim takım otobüslerinin geldiğini de gördük. İyiden iyiye ortam ısınmaya başlamıştı!

 

 

Stadın önünde çok güzel atmosfer vardı. Herkes kendi grubu içerisinde kutlamalarını yapıyor, birasını içip sandviçlerini yiyordu. Kimse kimseye sataşmıyor veya tacizde bulunmuyordu. En azından ben bir taşkınlık görmedim. Stadın önünde ise en çok ilgimi çekenlerden birisi aşağıdaki İskoç abilerimizdi… 🙂 Tabi bu fotoğrafı maçın başlamasına daha çok varken çektiğimi belirteyim.

 

 

Güvenlik kısmına geldiğimizde ise tahmin ettiğimiz gibi bizi durdurdular. Neden durdurduklarını tabi ki anlamıştım ama bazen bazı şeyleri anlamamazlıktan gelmek çare olur diye düşündüm ama bu plan sanırım sadece Türkiye’de işliyordu. Hala anlamamış gibi yapınca oradan Türk olduğumuzu anlayan(!) bir arkadaş geldi ve emirin yukarıdan geldiğini, emirin demiri kestiğini söyledi 🙂 O da üzüldü ama yapacak pek bir şey yok gibiydi. Üstümüzü park yerindeki arabanın içerisinde değiştirdik ve standart kıyafetlerimizle stadın içine girdik…

Stadın içi de dışı gibiydi, hatta daha güzeldi. Sarı Duvar’ı karşıdan görüp o atmosfere tanıklık ediyordum. Maçın skoru da atmosfer gibi güzel ve keyifliydi. 2-1 almıştık.

Signal Iduna Park’tan ayrılırken buraya bir daha gelmeye (bu sefer deplasman tribününde olmamak şartıyla) söz vermiştim…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir